Kitap Eleştirileri

Diriliş / Tolstoy

22/4/2007 ·

 

Dünya edebiyatının en büyük yazarlarının 19. yy. sonlarına doğru Rusya’dan çıkmış olması bir tesadüf değildi. Bu yüzyılın bitişinin ardından gelen devrim de öyle. Belki de zengin ve idari sınıflar sosyolojik derinliğiyle bulundukları dönemi mükemmel bir şekilde anlatan bu romanları iyi tahlil edebilselerdi alt sınıfların iktidarını önleyebilirlerdi de…

 

‘Diriliş’ bu dönemin en büyük eserlerinden biri. Tolstoy’un ilginç karakterinin etkileyici bir dışavurumu bu roman. Üstat iç dünyasındaki karmaşayı Nehlüdorf üzerinden bizlerle paylaşmış. Varlıklı ve hoyrat bir gencin yaşadığı sahte hayatın dışındaki değerleri fark etmeye başlamasıyla başlıyor öykü. Genç adam jüri üyesi olarak katıldığı bir mahkemede, yıllar önce hamile bırakıp terk ettiği bir kadının düşmüşlüğünü görüyor. Bu düşmüşlüğün nedeni kendisi. Haksız bir şekilde kürek cezasına çarptırılan kadına yardım elini uzatmak isteyen Nehlüdorf’un fark ettiği, tüm düşmüşlerin arkasında da kendisi gibi bir sorumlunun varlığı oluyor. Ancak yazar tekil olarak bakmıyor olaya ve sosyolojik olarak irdeliyor bu suçlu olma durumunu.

 

Nehlüdorf; acı çeken, aç bırakılan, suç işlemeye itilen, suç işleyince katiyen affedilmeyen alt sınıfların tüm sorumluluğunu üst sınıflarda bulmaya başlıyor. Devlet kademelerinde üst noktalardaki insanların, bürokrasinin kirlenmişliğini sorguluyor bolca. Bu noktada yazarın da ağır eleştirileri sıkıştırılıyor aralara: sisteme, yüksek dereceli memurlara, dine, din adamlarına, askeriyeye hatta Çara. Ancak bu eleştirilerden en sert biçimde hakkını alan hukuk oluyor. Tolstoy hemen her sayfada hukuk sisteminin adaletsizliğine, alt ve üst sınıflara uygulanmasındaki çelişkisine dikkat çekiyor. Hukukun adaleti sağlamak yerine adaletsizliğin savunuculuğunu yaptığını söylüyor.

 

Diriliş’te üst sınıf erkekler köylülerin emeğini çalan, yükselmek için her şekilde alçalmaya hazır, yarı aptal çizgilerle çiziliyor. Soylu kadınlar ise kocalarını sıklıkla aldatan, en azından düşüncede zinadan kaçınmayan kahramanlardan oluşuyor.

Toprak mülkiyetinin haksız dağıtımı nedeniyle acı çeken köylüleri yüceltiyor Tolstoy. Onların tüm zorluklar ve işkenceler karşısındaki direnişini hayranlıkla anlatıyor. Toprak mülkiyetini sıklıkla eleştirirken, hak etmedikleri mülkiyetler üzerinde sefahat süren üst sınıfların toprağı asıl sahiplerine iade etmesi gerektiğini üstüne basa basa tekrarlıyor.

 

Ancak bunları söylerken, söylemlerinin politik olmasından itinayla kaçınıyor.  Eşitliği komünist, sosyalist vs. olduğu için değil tüm insanları sevdiği için istiyor. Arada siyasi mahkûmların yüce karakterlerine değinmeden geçemiyor yine de. Bu açıdan, büyük bir yazar olmasaydı onun da büyük bir aktivist olabileceği fikri geliyor aklımıza.

 

Roman bir yandan da imkânsız bir aşk öyküsü anlatıyor. Katyuşa’ya aşkı Nehlüdorf’u Sibirya’ya kadar sürüklüyor. İlişkiyi bir sona bağlamayan Tolstoy, İncil’den alıntılarla romanını bitiriyor. ‘Diriliş’ suçun cezayla engellenemeyeceğine, insanların başkasını suçlayamayacak kadar suçlu yaratıklar olduğuna dair çok büyük bir eser.

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »